TARİHÇE

Kamış Çatı ve Kamış Çatı Ustalığının Hikayesi:

Kamış Çatının Hikayesi:

Avcı ve Toplayıcı olarak, milattan önce 5000 ve 1800 yılları arasında ilk insanlar, Kuzey Denizi ile Batlık Denizi arasındaki bölgeye yerleşmişlerdir.İnsanların gelişmesiyle beslenme ihtiyaçları da artmaya başlamıştır. Besin kaynaklarının azalmasıyla birlikte, insanlar farklı Yaşam Stratejileri geliştirmeye başladılar. Nerede en iyi yaşam koşullarını buldular ise orada mukim oldular ve yerleşmeye başladılar.

Örneğin ;verimli sahil kıyıları topraklarında ve nehir kıyılarında. İnsan, yaban hayvanlarını evcilleştirmeyi ve beslemeyi öğrendi. Tohum ekmeye ve ürünleri biçmeye başladı. Kayıklar ile denizde balık ve çeşitli su ürünlerini avlamayı öğrendi. Avcı ve toplayıcı olmak üzere insanlar mağaralarda, Oyuk biçimde, üstleri dallarla kaplı hendeklerde ve üstü deri ile kapatılmış barakamsı kulübelerde ve çadırlarda yaşamaya başladı. Zamanla tarımın, hayvancılığın ve balıkçılığın gelişmesiyle, kolay ve taşınabilir olan bu geçici sığınaklar yetersiz olmaya başladı ve sığınaklarla ilgili beklentiler değişmeye başladı. Göçebe hayat bitmeye yüz tutmuş, yerleşik hayatın temelleri atılmıştı. Böylece yapı ve yapı malzemelerinin kolay taşınabilir olmasından çok, uzun ömürlü ve dayanıklı olmaları ön plana çıkmaktaydı. Bir yerde kalarak uzun süre yaşamak asıl amaçtı. Durum böyle olunca, yapı malzemeleri de değişiklik göstermeye başladı. Deri ve kürk yerine ağaç dalları, kamış, ve ağaç gövdelerinden mamul barınaklar yapılmaya başlandı.

Kamış, doğal özellikleri itibariyle diğer alternatif malzemeler içerisinde çatı örtü malzemesi olarak bu dönemlerde, dayanıklılığı ile öne çıkmaktaydı.

İlk kamış çatılı evler German’ların neolitik çağda ;şimdiki Schleswig-Holstein Eyaletinde ve Güney Danimarka bölgelerinde inşa edilmişlerdir.

İlk kamış evler, üzeri kamış ile örtülmüş tek odalı barınaklardı. Barınağın içinde toprak üzerinde kurulmuş olan ocaklar bulunurdu. Yaşamın merkezinde bu ocaklar vardı. Etraflarına ışık ve ısı veriyorlardı. Yanan ocaktan çıkan alev ve dumanın birçok faydası vardı. İçinde katranruhu olan duman, tahtaları, kalasları ve kamışları muhafaza etmekte, yangına ve dış etkenlere karşı korumaktaydı. Katranruhu, tahta ve odunları sertleştirmekte ve onları zararlı hayvan ve bitkilere karşı korumakta ve zararlı bakteri ve böceklere karşı muhafaza etmekteydi. Hasat edilen ürünlerin kurumasını sağlarken aynı zamanda insanlar et ve balıklarını bu duman ile tütsülerlerdi. Duman ,duvarların çizgilerini takip eder ve evin üst kısımdaki uç noktasından dışarı çıkardı.Tabii ki dumanın faydalarının yanı sıra zararları da vardı; ev eşyaları ve gözler is rengine boyanmakta, nefes almak zorlaşıyordu. Ayrıca isin getirdiği tüm dezavantajlar beraberinde yaşanıyordu.

Çatıcıların konstrüksiyonu gayet basitti. Çatı kirişlerinde tomruklar kullanılmaktaydı. Büyük ağaç dalları ile sopa ve değnekler de barınağın etrafını çevirmede kullanılırdı.Kamış ise yukardaki şekilde görüldüğü gibi dallar aracılığı ile alt konstrüksiyona bağlanırdı. Duvarlar ise, kamış örgülerle, tahtalarla yada kerpiçle yapılırdı.

Zamanla Metal kazanımı ve kullanımı artmaya başladı.Bu gelişme evlerin yapı tarzını da etkilemeye ve değiştirmeye başladı.Milattan önce 5000 ve 1800 yılları arasında evler tahta kama ve odunlar ile inşa edilirdi. Zamanla evlerin yapımında metal da kullanılmaya başlandı. Odaların büyüklüğü ve dağılımı hasat ve hayvan mevcudunun büyüklüğüne bağlı olarak değişiklik göstermeye başladı.

Ortaçağ’da (Milattan sonra 500-1000 yılları arasında) sayısız şehirler oluşmaya başladı. Bu şehirler ekonomik, politik ve dini inanç yönünden merkez noktalar olmaya başladı. Nüfus yoğunluğunun artması ve halkın çoğalmasıyla besin maddelerine ihtiyaç da artmaya başladı. Şehri saran çok katlı ve sıkı duvarlar inşa edilmeye başlandı. Halkın çeşitli kültürlerden oluşması nedeniyle de çeşitli yapı tarzlarına uyulmak zorunda kalındı. Her türlü mekanlar artık kalın taşlardan veya mıcır taşlarından inşa edilmeye başlandı. Çiftlik evleri ise hala ağaç, kerpiç ve kamıştan yapılırdı. Şehirlerde çıkan bir yangın evden eve atlar ve bir sürü zarar verirdi. Şehirleşmelerin olduğu bölgelerde zamanla kamış çatılı ağaç evlerin yerini taş yapılar almaya başladı. Bu süreç çok uzun bir zaman aldı. Örneğin Flensburg şehri;1388 yılında yayınladığı bir yasa ile tüm inşa edilen yeni evlerin çatılarını taş ile kaplanması yönünde talepte bulundu ise de ancak 1770 yılında taş çatı dışındaki diğer çatıların hakimiyeti sona ermiş oldu. Çiftlik ve köylerde ise kamış çatılı ahşap binalar her zaman mevcudiyetlerini korumaktaydı.

Özet olarak, kamışın üstün özellikleri dolayısıyla, çatı örtü malzemesi olarak en az 6000 yıldır kullanıldığı, günümüz modern dünyasında ve gelecekte de kullanılmaya devam edeceği aşikar olarak görülmektedir.

Kamış Çatı Ustalığının Hikayesi:

Bir kamış çatının örülmesi Ortaçağ’da ev sahibinin görevi idi. Bu da ;ilk yerleşik German’ların, ilk Kamış Çatı Ustaları olmaları anlamına geliyordu. Kamış çatı işçiliği zaman içinde çiftçiliğin bir parçası haline gelmiş ve her çiftçi, kendi çatısını örtebilir ve tamir edebilir hale gelmiştir. Ortaçağ’da şehirlerde de kamış çatılı evlerin yapılmasıyla birlikte ustalık müessesi kurulmuş ve çatıların kamışla örtülmesi işi, meslek halini almıştır.